22 Kasım 2010 Pazartesi

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK EKONOMİSİNİN GELECEĞİ


Son yıl içerisinde adlarını sıklıkla andığımız Angus cinsi ithal büyükbaş hayvanlar ile birlikte tarım ve hayvancılık ekonomisinde şimdiye kadar düşünülmemiş soru işaretleri de akıllara girdi. Osmanlı döneminde ekonomide en büyük paya sahip tarım ve hayvancılık geleneksel olarak 1980’li yıllara kadar da Cumhuriyet dönemi milli üretiminde en önemli unsurdu. 80 sonrası liberal ekonomiye geçiş sürecinde  finans, hammadde, aramalı ve mamul ile tarım ürünleri dış ticaretinde çok büyük ölçüde serbestleşmeye gidilmesine rağmen canlı hayvan ve et ürünlerinde bu geciktirildi. Günümüzde de hala canlı hayvan ve et ürünlerinin ihracatı sınırları yumuşatılmışken ithalatta korumacılık devam etmekte.

Hayvan ürünlerinin Türkiye piyasasında serbest rekabete bırakılmamasının en önemli sebebi hane gelirlerinin 1/5 inden fazlasını sağlayan ve içiçe geçmiş tarım-hayvancılık kesiminin dış rekabete hazırlıksız olması ile gelir dağılımı üçgeninde en alt basamağında olmalarından kaynaklanıyor. Fakat bu ‘’zayıf halka’’nın güçlenmesi için hemen hemen hiçbirşey yapılmadı. Sonuç olarak halen atadan kalma usullerle verimliliğin ve yeniliğin çok düşük olduğu, profesyonel üretimden uzak, eğitimin düşük olduğu, bireysel yada aile boyutunda faaliyet gösteren hayvancılık sektörü önümüzde.

Anguslara geri dönelim. Güney Amerikanın uçsuz bucaksız ovalarından getirilen bu hayvanların Arjantinli çiftçiye maliyeti o kadar düşük olmalı ki, mal nakliyesinden çok daha masraflı olan canlı hayvan taşımacılığının maliyetini ve vergileri eklediğimizde bile yerli üretimden daha ucuza geliyor olsun. Türkiye’nin rekabet dezavantajını daha açık şekilde görmek için Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından hazırlanan global endekslere bir gözatalım. Brezilya ve onun gibi devasa hayvan çiftlikleri ile alan üretiminin yaygın olduğu Uruguay ve Arjantin’de kemiksiz etin kilosu yıl boyunca 2 dolar etrafında dalgalandı. Avustralya’da 2,5 dolar ve komşu Bulgaristan’da 3,35 dolar civarında. Amerika Birleşik Devletlerinde 4 dolar olan et fiyatında Türiye’ye en yakın fiyat 7 dolar ile Almanya’da. Dünyanın en yüksek kemiksiz et fiyatı ise 16 dolar ile Türkiye’de. Yani Türkiye’deki 1 kilogram kemiksiz etin fiyatı dünyanın en büyük et üreticilerinden olan Uruguay ve Brezilya fiyatlarının tam 8 katı. Üstelik bu durum yeni değil ve ‘birinciliği’ yıllardır kimseye kaptırmıyoruz. 2009 yılında Türk tüketicisi ortalama 16 liradan et tüketirken Eylül sonu itibarıyla 24 liraya bir yıl içinde %50 primlenmiş et fiyatları sonucu makas oldukça açılmış durumda. Bir taraftan neredeyse etin yüzünü unutacak hale gelmiş Türk halkı, bir taraftan kendi içinde tamamen makul sebeplerle maliyetleri dolayısıyla fiyatları bu kadar yükselten et üretimi sektörü.

Bu tablonun kısa sürede iyileşemeyeceği, yurtiçi et üretiminin kısa sürede artırılamayacağı söyleniyor. Dolayısıyla rekor et fiyatlarının düşmesi yerine daha da artması mümkün görünüyor. Ziraatçılar ithalatın serbestleşmesinin can çekişen milli üretimi öldüreceğini söylüyor. Bunda haklılar fakat fiyatların dünya ortalamasına çekilmesi bu şartlarda mümkün görünmüyor. Çözüm olarak 2 alternatif kalıyor. Biri ziraat reformu ile büyük ölçekte çiftliklerin yaygınlaşarak maliyetin düşürülmesi. Bu hem çok maliyetli ve uzun soluklı olacaktır hem sosyopolitik açıdan hükümetlerin hiç istemeyeceği tepkileri de yaratacaktır. Diğeri ise benim yüksek olasılık verdiğim ithalatın esnetilmesi ile fiyat ortalamasının düşürülmesi. Bu aşamalı yapılırsa tepkiler daha karşılanabilir düzeyde olur ve iç üreticinin bu rekabete ayak uydurabilme kendini dönüştürebilme fırsatı doğmuş olur. Aksi takdirde dünyanın en pahalı etini ye(me)meye devam ederken küresel rekabete kapalı üreticinin eriyip gitmesini de izliyor olacağız.
       
                                                                                Serhan Balvan, 21.11.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Stock Indexes (BSE / NSE)